Wu Zetian: İktidarın Bedeni, Tarihin Kekeleyen Dili
Wu Zetian’ı “Çin tarihinin ilk ve tek kadın imparatoru” olarak tanımlamak, onu konumlandırmaz; sınırlar. Bilgi verir ama düşünceyi harekete geçirmez. Çünkü bu ifade Wu Zetian’ı bir istisna olarak çerçeveler; oysa Wu Zetian bir istisna değil, bir kırılmadır. Tarihin düzgün, kendinden emin akan cümlesine yerleştirilemeyen bir fazlalık. İktidarın kimlere yakıştırıldığını ifşa eden bir sapma.
Bu nedenle Wu Zetian’ı anlamaya çalışmak, tarihsel bir figürü çözümlemekten ibaret değildir. Bugünün hâlâ işleyen kavramlarını, meşruiyet biçimlerini, ahlaki reflekslerini teşhis etmektir. Geçmişe bakarken, aslında bugünün diline dokunur Wu Zetian.
Wu Zetian 624 yılında doğar. Ama onu karşılayan bir anlatı yoktur. Çünkü anlatılar çoktan kurulmuştur. Kim konuşur, kim temsil eder; kim yönetir, kim taşır. İktidarın dili erkektir. Bedeni erkektir. Meşruiyeti, erkeklik üzerinden kurulur. Bu dilde kadın ya ilişkiseldir ya da görünmez. Ya birinin annesi, eşi, aracı figürü. Asla merkez değil.
Wu Zetian bu dilin içine doğmaz.
Bu dili sonradan öğrenir.
Hikâyesinin cariyelikle başlaması bu yüzden önemlidir. Tarih bunu bir düşüklük işareti gibi sunar; ama cariyelik, sarayın en aşağısı değil, merkeze en yakın fakat yetkiden en uzak noktasıdır. İçeridedir ama söz sahibi değildir. Görür ama konuşmaz. Wu Zetian bu pozisyonda ezilmez; burada çözümleme yapar. Kim karar alır, kim temsil eder, kim yalnızca bedenini verir. Sessizliği bir eksiklik değil, bir bekleme biçimi olarak kullanır. Edilgenlik değil, geciktirilmiş bir müdahale olarak.
Ek Olmayı Reddetmek
İmparatoriçe olur Wu Zetian. Ardından naip. Ama bu pozisyonlar yetmez. Çünkü hâlâ bir “ek”tir. Bir başkasına göre tanımlanmış, bir merkez etrafında dönmektedir. Wu Zetian bu durumu fark eder. Ve bir noktada, tereddütsüz bir hamle yapar: Tang Hanedanı’nı askıya alır, kendi hanedanını ilan eder ve kendine “imparator” der.
Bu kelime tesadüf değildir.
İmparatoriçe hâlâ ilişkiseldir. İmparator ise merkezdir.
Burada anlatı hızla “hırs” kelimesine sığınır. Kadın iktidarının en kolay açıklaması budur çünkü. Oysa burada söz konusu olan kişisel bir yükselme arzusu değil, meşruiyetin dilini ele geçirme iradesidir. Wu Zetian şunu bilir: Güç tek başına sürdürülemez. Güç, anlatıya dönüşmediği sürece kırılgandır.
İktidar, yalnızca uygulanan bir şey değil; anlatılan bir şeydir.
Kozmoloji, Anlatı ve Devlet
Konfüçyüsçü düzen Wu Zetian’a kapalıdır. Baba–oğul hiyerarşisi, gök–erkek analojisi, değişmez bir düzen fikri. Bu sistemde kadın ya düzenin garantisidir ya da sessiz taşıyıcısı. Wu Zetian bu kapıyı zorlamaz. Çünkü zorlamak, bu dilin sınırlarını kabul etmek demektir.
Başka bir düşünsel zemine yaslanır: Budizme.
Budizm burada kişisel bir inanç meselesi değildir. Esnek bir kozmoloji sunar. Geleceğe açık, dönüşüme izin veren bir anlatı. Wu Zetian kendini Maitreya figürüyle, yani henüz gelmemiş olan düzenle ilişkilendirir. Bu mistik bir hezeyan değil, son derece politik bir sezgidir. Hakikatin kim tarafından, hangi sembollerle anlatıldığına dair bir farkındalık.
Devletin yalnızca askerle, yasayla ya da korkuyla ayakta durduğu sanılır. Oysa devlet, hikâyesi çöktüğünde çöker. Wu Zetian bunu çok erken kavrar.
Kurumlara Dokunmak
Wu Zetian’ı gerçekten tehlikeli kılan şey, sembollerle kurduğu ilişki değildir. Kurumlara dokunma cesaretidir. Aristokrat ailelerin kuşattığı bürokrasiyi parçalar. Sınav sistemini genişletir. Soyun değil yeteneğin belirleyici olduğu bir kapı aralar.
Bu hamleler çoğu zaman teknik reformlar gibi anlatılır. Oysa burada yapılan şey, iktidarın kimlere açık olabileceğine dair radikal bir müdahaledir. Düzeni yavaş yavaş, sessizce çözen bir müdahale. Ve bu yüzden affedilmez.
Çünkü iktidar, en çok kapıların yerini değiştirenlerden korkar.
Şiddet, Ahlak ve Beden
Wu Zetian acımasızdır. Rakiplerini tasfiye eder. Muhalefeti bastırır. Siyaseti, aile bağlarının bile önüne koyar. Bu noktada tarih ahlaki bir dile geçer. Erkek imparatorlar için “devlet aklı” denen şey, Wu Zetian söz konusu olduğunda “ahlaki çöküş” olur.
Burada mesele ahlak değildir.
Alışkanlıktır.
Erkek şiddeti normdur; kadın şiddeti sapma. Bu yüzden Wu Zetian’ın bedeni anlatının merkezine yerleştirilir. Cinselliği, anneliği, öfkesi, yaşlanması. Erkek hükümdarların bedenleri metinlerde görünmezken, Wu Zetian’ın bedeni metnin kendisine dönüşür. İktidarının meşruiyeti bedeni üzerinden tartışılır.
Bu, iktidarın kadın bedenine nasıl baktığını açık eder.
Maria Magdalena’nın Gölgesi
Tam bu noktada Wu Zetian, başka bir figürü çağrıştırır: Maria Magdalena’yı. Aynı tarihsel bağlamdan gelmedikleri hâlde, aynı mekanizmaya maruz kaldıkları için.
İkisi de merkeze fazla yaklaşır.
İkisi de anlatının taşıyıcısı olabilecekken, anlatının nesnesine dönüştürülür. Maria Magdalena hakikatin ilk tanığıyken ahlaki bir gölgeye itilir. Wu Zetian iktidarın gerçek öznesiyken sapkınlıkla çevrelenir.
Birine beden üzerinden sus payı verilir.
Diğerine güç üzerinden ceza.
Sorun yaptıkları değildir.
Bozduklarıdır. Erkek sesin tekelini. Merkezin dokunulmazlığını. Arada durma ihtimalini. Çünkü arada duran kadın, sistemi çözer.
Bastırılmış Bir İhtimal
Wu Zetian feminist bir rol model değildir. Ve bu rahatsız edicidir. Ama tam da bu yüzden değerlidir. Feminist düşünceyi ahlaki saflık beklentisinden çıkarır; iktidarın gerçek doğasıyla yüzleştirir.
Kadınlar da zalim olabilir. Kadınlar da iktidarı kirletebilir. Kadınlar da korku salabilir. Bu onları erkekleştirmez. Sadece iktidarın cinsiyetsiz ama bedensel olarak kodlanmış doğasını açığa çıkarır.
Wu Zetian bir istisna değildir. Bastırılmış bir ihtimaldir. Maria Magdalena gibi. Ve bastırılmış her ihtimal gibi, geri dönme potansiyeli taşır.
Rahatsız edici olan, iktidarın yanlış bedende durduğu fikri değildir. Asıl rahatsız edici olan, iktidarın hâlâ yanlış okunduğudur.
Bunları da beğenebilirsiniz
Yajna | Hint’te Kurban Anlayışı | Dıştan İçe Vazgeçiş
Ocak 20, 2024
Auroville | Yerleşim Modeli Mi, Yeni Bir Bilinç Modeli Mi?
Temmuz 21, 2025