maria magdalena
Blog

Maria Magdalena | Tanıklığın Politik Olarak Susturulması

Maria Magdalena, hakkında en çok şey anlatılan ama en az dinlenen figürlerden biri. Kim olduğu sorusu, çoğu zaman onu anlamak için değil, onu bir yere koymak için soruldu. Yerini bilsin diye. Fahişe dendi. Günahkâr dendi. Tövbenin ete kemiğe bürünmüş hâli ilan edildi.

Ama bu hikâyelerin hiçbiri metinlerden çıkmaz. Metinler sessizdir bu konuda. Konuşan şey, yüzyıllar boyunca biriken yorumdur. Kurumsal hafızanın ihtiyacıdır. Yani Maria Magdalena’ya yapıştırılan bu kimlikler bir yanlış anlama değil, bilinçli bir tercihtir.

O yüzden mesele onun kim olduğu değil. Asıl mesele, ona ne yapıldığıdır.

Tanıklık Meselesi

Kanonik İnciller Maria Magdalena’nın konumunu gizlemez. İsa’nın en yakın takipçilerindendir. Çarmıhın altındadır. Mezarın başına ilk giden odur. Dirilişi ilk gören, ilk anlayan, ilk aktaran kişidir.

Bu küçük bir ayrıntı değildir. Tanıklık, masum bir gözlem değildir çünkü. Hakikatin dolaşıma girmesidir. Kim tanıksa, anlatının merkezine yerleşir. Söz oradan yayılır.

Maria Magdalena’nın tehlikesi burada başlar. O, hakikatin ilk taşıyıcısıdır. Bu konum, henüz otoritesi kırılgan olan bir yapı için fazla risklidir. Çünkü tanıklık kimdeyse, yetki de oradadır.

Zamanla bu tanıklık silikleşir. Rol küçültülür. Anlatı yeniden kurulur. Erkek havariler merkeze alınır. Tanık olan kadın, hikâyenin kenarına çekilir.

Ahlak Bir Susturma Tekniğidir

Maria Magdalena’nın “tövbekâr fahişe”ye dönüşmesi bir ahlak meselesi değildir. Bu, tarih boyunca tekrar eden bir susturma tekniğidir.

Bilen kadın rahatsız eder. Öğreten kadın tehdit oluşturur. Ama günahkâr kadın tanıdıktır. Yönetilebilir, yargılanabilir, bağışlanabilir. Bedeni konuşmaya başladığında, zihni sessizleşir.

Metinlerde Maria’nın bir fahişe olduğuna dair açık tek bir ifade yoktur. Buna rağmen bu anlatının bu kadar kökleşmiş olması, gerçeğin değil ihtiyacın peşinde olduğumuzu gösterir. Kurumlar, kadın bilgisini ancak ahlaki bir hikâyeye dönüştürdüklerinde tolere eder.

Dışarıda Bırakılan Metinler

Apokrif metinlerde tablo değişir. Maria İncili ve Filipus İncili Maria’yı bilen, anlayan, aktaran bir figür olarak gösterir. İsa’nın sözlerini derinlemesine kavrayan odur. Erkek havarilere açıklama yapan, öğretici bir konumdadır.

Bu metinlerde Petrus’un huzursuzluğu açıktır. Neden ona söylendi? Neden o anladı? Neden söz ona düştü?

Bu bir kişisel çekişme değildir. Yapısal bir rahatsızlıktır. Bilginin kimde duracağına dair bir krizdir.

Bu metinlerin dışarıda bırakılmasıyla yalnızca teolojik bir seçim yapılmaz. Aynı zamanda epistemik bir temizlik yapılır. Kimlerin bilebileceği, kimlerin konuşabileceği belirlenir.

Maria Magdalena meselesi, temelde bir bilgi meselesidir. Kimin tanıklığı geçerlidir? Hangi bedenler hakikati taşıyabilir?

Kadınlar tarih boyunca ya mistik ya duygusal ya da ahlaki figürlere indirgenmiştir. Akıl, öğreti ve düzen kurma yetkisi erkeklere ayrılmıştır. Maria Magdalena’nın hikâyesi bu geleneğin erken ve berrak bir örneğidir.

Onu azize yapmak da, günahkâr yapmak da aynı sonucu doğurur. Politik özne ortadan kalkar. Çünkü kutsallaştırılan figür de söz talep etmez.

Neden Hâlâ Rahatsız Edici?

Maria Magdalena bugün hâlâ rahatsız edicidir. Çünkü hâlâ tanıktır. Hâlâ bilendir. Hâlâ anlatının merkezinde olması gerekirken kenarda tutulandır.

Akademide, dinde, siyasette ya da spiritüel alanlarda kadınların yaşadığı dışlanma biçimleriyle bu hikâye arasında kesintisiz bir süreklilik vardır. Sözcükler değişir, refleks değişmez.

Bu yüzden Maria Magdalena’yı yeniden okumak nostaljik bir ilgi değildir. Politik bir zorunluluktur. Onu yüceltmek için değil, susturulma biçimini görünür kılmak için.

Çünkü bazen mesele, bir kadının kim olduğu değildir. Mesele, neden susturulduğudur.